SAVCILIK MAKAMI ve ÖZEL OLARAK
CMK’YA GÖRE SAVCILIK
I- SAVCI VE SAVCILIK KAVRAMI
A. TERİM
Önceleri hukukumuzda savcı kelimesi yerine
genel davacı, kamu adına dava açan kişi anlamına gelen, müddei umumi sözcüğü
kullanılmaktaydı. Bu terime ilk kez 1870 tarihli bir nizamnamede rastlanır.
Sonradan savcı terimi kullanılmaya başlanmıştır. Savcı, iddia, tez anlamına
gelen eski Türkçe ‘sab’ sözcüğünün değişmesiyle oluşmuş ‘sav’ sözcüğünden
türemiştir. Buna göre savcı, iddiada bulunan, tez ortaya atan kimsedir.
B. SAVCILIĞIN TANIMI
TDK ‘Güncel Sözlük’üne göre
savcı, “devlet adına ve yararına davalar açan, kamu haklarını ve hukuku yerine
getirmek üzere yargıç katında sanıkları kovuşturan görevlidir”. Yine TDK Terim
Sözlüğü’ne göre
de, savcı, Adalet Bakanına bağlı olarak mahkemelerde yürütme organının
temsilcisi olarak çalışan kimsedir.Doktrinde, savcılık, değişik yönleri
vurgulanarak tanımlanmaktadır. Toroslu - Feyzioğlu’na göre savcı,
“muhakeme makamlarından biri olan iddia makamını işgal eden ve iddia görevini
yerine getiren kişidir”. Öztürk’e göre ise savcı,
“suç haberini alır almaz, devlet adına, şüpheli veya sanığın gerektiğinde lehine
olarak da araştırma ve soruşturma işlemlerine girişmek, suç şüpheleri kuvvetli
olduğunda dava açmak, açtığı davayı yürütmek ve nihayet mahkemenin verdiği
kararları yerine getirmek mecburiyetinde olan ve yasama-yürütme-yargı
erklerinden yürütme içinde yer alan bir devlet memurudur”. Ceza Muhakemesi
Kanunumuz, m. 160/2’de savcıyı tanımlamıştır. Buna göre savcı, maddi gerçeğin
araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk
görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak
muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlü olan kimsedir.
Bu tanım, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin tavsiye kararıyla da uyum
içindedir. Sonuç olarak savcılığı, ağırlıklı olarak ceza muhakemesinde ve
soruşturma safhasındaki işlerde, istisnai olarak da bazı hukuk davalarında görev
yapan ve yürütme organına bağlı olarak çalışan kamusal iddia makamı olarak
tanımlayabiliriz
C. SAVCILIĞIN TARİHİ
1. Savcılık Kurumunun Ortaya Çıkışı
Savcılık, ceza hukuk kavramları arasında oldukça yeni
sayılabilecek bir kurumdur. Zira bugünkü anlamda savcılık kurumuna ilk kez 1789
İhtilali sonrası Fransası’nda rastlanır. Bireysel öç almanın söz konusu olduğu
ilkel devirlerde, suçu kamu adına soruşturan savcılık kurumuna rastlanmaması
doğaldır. İtham sisteminin geçerli olduğu zamanlarda da yine, savcılık kurumu
görülmez. Zira, burada yargılamanın her şeyi yargıçtır. Savcılık kurumunun henüz
mevcut olmadığı bu yıllarda, uyuşmazlığı yargıç önüne mağdurun yakınları
taşımaktaydı. Yargıç da tarafları dinleyerek ve yalnızca tarafların getirdiği
delillerle yargılamada bir hükme varıyordu.
İşlenen her suçun, kamu düzenini de bozduğu, her suçun mağdurunun aynı zamanda
devlet olduğu anlayışının kabul görmeye başlamasıyla birlikte, savcılık
teşkilatı da ortaya çıkmıştır.Savcılık kurumuna, ilk kez Napolyon Fransası’nda,
1810 tarihli Fransız Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda rastlanır. Bu dönemde
savcılar, kralın savcıları idiler. Daha sonra, cumhuriyetle birlikte de
cumhuriyet savcıları olmuşlardır. Bu ismi taşımalarının sebebi, kralın
menfaatlerini gözetmelerinden gelmektedir.Savcılığın Fransa’da bu şekilde
doğmasından sonra, Kıta Avrupası’na ve dünyaya yayılmıştır. Böylece 1830 yılında
Almanya, 1879 yılında Avusturya ve Hollanda, Norveç, Rusya, İspanya ve İtalya’da
savcılık kurumu oluşturulmuştur.İslam Hukuku’nda ise, savcılığa
rastlanmamaktadır. İslam Hukuku’nda kişiler, uyuşmazlığı kadı önüne taşırlardı.
Ancak adam öldürme suçu bunun istisnasını oluşturmaktaydı. Eğer öldürülen
birinin mirasçısı yoksa, bu durumda uyuşmazlığı kadı önüne devlet başkanı
taşımaktaydı.
2. Savcılığın Türkiye’deki Gelişimi
Osmanlı Devleti’nde gerek şer’i mahkemeler
olsun, gerek nizamiye mahkemeleri olsun, savcılık teşkilatı bulunmamaktaydı.
Osmanlı Devleti’nde o dönem geçerli olan sistem, İslam Hukuku’nda uygulanmakta
olan itham sistemiydi. 1870 yılında çıkartılan bir nizamnamede ilk kez müddei
umumi sözcüğü kullanılmaktaydı. Fakat görev ve yetkiler hususunda belirlilik
bulunmamaktaydı. Savcılık, teşkilat olarak ilk kez, 1876 Anayasası ile
öngörülmüş fakat bundan daha sonra, 1879 yılında yürürlüğe giren ‘Usul-ü
Muhakemat-ı Cezaiye Kanun-u Muvakkat’ında bir bölüm olarak düzenlenmiştir.
Bu geçici kanunda müddei umumi sözcüğü kullanılmaktaydı. Bu kanunu muvakkat ile,
Türkiye’de bugünkü anlamda savcılık kurumu oluşturulmuştur. 469 sayılı kanunun
1926 yılında değişmesiyle her asliye ceza mahkemesinin yanında bir
Cumhuriyet Savcısı ve yeteri kadar Cumhuriyet Savcı Yardımcısı
bulunacağı düzenlenmiştir. Bu terimler 1989 yılındaki değişikliklerle sonra
Cumhuriyet Başsavcısı ve Cumhuriyet savcısı olarak
yeniden düzenlenmiştir. Savcının önündeki ‘Cumhuriyet’ ibaresi ise, savcının
Cumhuriyet adına görev yaptığını belirtmek için getirilmiştir.
Bundan sonra, bir önceki ceza usûl kanunumuz olan Ceza Muhakemeleri
Usûlü Kanunu 1929 yılında yürürlüğe girmiştir. CMUK, Alman Ceza Muhakemeleri
Kanunu’ndan dilimize çevrilmiştir. 1412 sayılı CMUK, savcılığı bir teşkilat
olarak düzenlemiştir. Bu kanun ile savcılık, ilk kez tüm yönleriyle düzenleme
altına alınmış olmaktadır.
7.10.2004 tarihinde yürürlüğe giren 5235 sayılı AYMBAMK m. 16,
mahkeme kurulmuş olan her il ve ilçede bir Cumhuriyet Başsavcığı teşkilatının
kurulacağını düzenlemektedir. Bu Cumhuriyet Başsavcılığında yeteri bir
Cumhuriyet Başsavcısı ile yeteri kadar Cumhuriyet Savcısı bulunacaktır. 5235
sayılı kanun, Cumhuriyet Başsavcısı ve vekili Cumhuriyet Savcılarının
görevlerine ilişkin hükümler içermektedir. Son olarak 17.12.2004 tarihinde
yürürlüğe giren 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ülkemizdeki savcılık
teşkilatını düzenlemekte, savcıların görev ve yetkilerini belirlemektedir.
Esasen Türkiye’deki savcılık kurumunun ilk olarak oluşturulması,
birçok Kıta Avrupası ülkesinde olduğu gibi, Fransız örneğinden hareketle
oluşturulmuştur. Savcının, sanığın lehine ve aleyhine olan delilleri toplaması;
savcının devleti temsil etmesi, Fransız Hukuku’ndan gelmekte olan hususlardır.
Fransız Hukuku’ndan farklı olan nokta ise, CMUK döneminde mevcut olan, fakat
CMK’da yer verilmeyen “şahsi davacı”lık kurumudur. CMK ve yeni Türk Ceza Sistemi
ise Alman Hukuku’ndan mülhemle hazırlanmıştır.
II- SAVCILIK VE İDDİA FAALİYETİ VE SAVCININ BAĞIMSIZLIĞI,
TARAFSIZLIĞI
A. Savcılık ve İddia Faaliyetinin Hukuki Niteliği
Savcılığın hukuki niteliği ceza yargılaması
hukukunda hep tartışılagelen bir olgudur. Bu konuda doktrinde birbirinden çok
farklı görüşler ileri sürülmektedir. Bir görüşe göre, savcılık, adli bir
organdır. Savcının yaptığı işlemlerin adli bir nitelik taşımasının sebebi,
savcının maddi gerçeği araştırmasıdır. Savcılık, kanunların uygulanmasını
sağlayan bir organdır. Savcının hiyerarşik açıdan adalet bakanına bağlı olması,
savcılık makamının yürütmeye bağlı olduğunu kanıtlamaz.
Bir diğer görüşe
göre ise savcılık hem adli hem de idari bir organdır. Bu görüşün dayanağı,
savcının hem yürütmeyi hem de yargıyı ilgilendiren faaliyetlerde bulunmasıdır.
Buna karşılık, incelemesini en sona bıraktığımız bir diğer görüşe
göre savcılık, idari bir organdır. Savcının yaptığı işlemlerin idari nitelikte
olduğundan hareket ederek, savcıyı idari bir organ olarak tanımlayan Kunter /
Yenisey’e göre, devlet adına dava açmak idari bir görevdir. Yine aynı yazarlara
göre; ”Davacının görevi ile hakimin görevi farklı olduğuna göre, savcının
yargılama organı olduğunu iddiaya imkân yoktur.” Gerçekten, idari açıdan
yürütmeye bağlı olması, her ne kadar adalet bakanının doğrudan kamu davası açma
emri verme yetkisi CMK’ya alınmamışsa da savcının bakana bağlı oluşu, savcılık
makamının idari bir organ olduğu izlenimini güçlendirmektedir.
B. Savcının Bağımsızlığı Sorunu
Doktrinde genellikle kabul edildiği üzere,
savcılar bağımsız değildirler. Öztürk, savcıların yürütme erki içinde yer alması
ve savcılar için söz konusu olan hiyerarşi ilişkisi nedeniyle savcıların
bağımsız olamayacağından bahseder. Bağımsızlık, “hiç kimseden emir almamak”
olarak tanımlanınca; savcının bağımsızlığı da iddia edilemeyecektir.
Ancak Öztürk, devamında, savcılara dava açmama gibi bazı emirlerin de
verilemeyeceğinden hareketle, savcıların belli bir “fonksiyonel özerkliğe” sahip
olduklarını da belirtmektedir.
Kunter’e göre; “devlet adına davacı olan makamın, yani savcılığın
işi, elbet yargılama değildir. Yasama da olmadığına göre, bir yürütme ve daha
doğrusu onun bir çeşidi olan idare olup, savcılık, idare mekanizmasının bir
parçasıdır. Devletin yürütme organlarından biri olan Bakanlar Kurulunun bir
üyesi olan ve adliye kuruluşunun işlemesinin siyasi sorumluluğunu taşıyan Adalet
Bakanı’nın, toplum adına ceza iddiası görevini yapan savcılar üzerinde yönetim
değil, fakat denetim yetkisini tabii görmek lazımdır
”
Tosun da aynı görüştedir. Savcının, ülkenin huzurundan sorumlu olan
yürütme organına bağlı olması doğal karşılanmalıdır. Savcının Adalet Bakanına
bağlanmaması durumunda, bakanın sorumluluğunun kabul edilmesine karşılık,
yetkisinin kabul edilmemesi sonucu doğabilecektir. Tosun’a göre; savcı, emir
alma derecesi diğer memurlardan farklı da olsa, nihayetinde yürütmeye dahil olan
bir memurdur.
Savcıyı yürütme erkinin içerisinde kabul eden Yurtcan da, savcının
bağımsız olmadığını; zaten böyle bir durumun topluma yarar değil zarar
getireceğini ve suçların kovuşturulmasında bir geriye gidiş doğuracağını ifade
etmektedir.
Buna karşılık, savcının da hakimler gibi bağımsız olması gerektiğini
savunan görüşler
de mevcuttur. Bu görüşü savunan yerli ve yabancı müellimlerin hareket noktası,
savcının da hakimler ile aynı fakültelerde okuyup, aynı şekilde staj aşamasından
geçerek mesleğe kabul edilmeleridir. Bu açıdan aralarında bir fark yoktur. Ceza
yargılamasının değişik safhalarında sınırlı da olsa, hakim ve savcıların
birbirlerinin bazı işlemlerini yapabilmeleri; meslekler arası geçişlerin mümkün
olması gibi hususlar da yine bu görüş sahiplerinin dayanağıdır. Savcı, bağımsız
olmalıdır ki, idare aleyhine de hareket edebilsin.
Öğretide ağırlıklı olarak benimsenen, savcının bağımsız olmadığıdır.
Yukarıda da belirtildiği üzere,
Adalet Bakanı’nın savcıya doğrudan dava açma emri verme yetkisine CMK’da yer
verilmemiş olması, savcının bağımsız haklara sahip olduğu anlamına gelmemelidir.
Bu, yalnızca bakanın savcı üzerinde mevcut olan adli yetkisinin kaldırılmasıdır.
Bakanın, savcı üzerindeki denetim yetkisi devam etmektedir. Nitekim, Anayasaya
göre de savcıların bağımsızlığı söz konusu değildir. Gerçekten, hakimlerin
bağımsızlığından bahseden m. 140/2 hükmü, savcıların bağımsızlığına
değinmemiştir. Anayasa Mahkemesi de, 1961 Anayasası döneminde vermiş olduğu bir
kararında
Anayasanın 7. ve 132. maddelerindeki bağımsızlığın yalnızca mahkemeler ve
hakimler için söz konusu olabileceğini; buna karşılık, Cumhuriyet savcısının
bağımsızlığının mevcut olmadığını ifade etmektedir.
C. Savcının Tarafsızlığı Sorunu
Savcının taraf olup-olmadığı meselesi,
doktrinde tartışılmaktadır. Esasen, savcının bağımsız olmadığı büyük çoğunlukla
kabul edilmiş olmakla beraber, tartışma, savcının ceza yargılamasında bir taraf
olup-olmadığı meselesi üzerinde yoğunlaşmış bulunmaktadır.
Taraf, Yurtcan’ın ifadesiyle, yargılamaya katılarak kendi
çıkarlarını korumak üzere, diğer taraflardan ve süjelerden bağımsız haklar
kullanan kimseye denir.
Bazı yazarlar, savcının kendi menfaatini değil, toplumun, kamunun menfaatini
koruduğunu; sanığın menfaati ile savcının menfaatinin farklı olmadığını ve
dolayısıyla savcının ceza yargılamasında taraf olmadığını ifade ederler.
Savcının, şüpheli veya sanığın hem lehine hem aleyhine işlemler yapması, taraf
olmadığını gösterir.
Savcının, ceza yargılamasında taraf olduğunu savunan görüşe ise,
savcının bir hakim gibi reddedilemeyeceğinden hareket etmektedir. Aynı şekilde
sanık da reddedilemez. Sanık ve savcı, yargılamanın karşılıklı iki tarafıdır;
tez ve antitezi oluştururlar.
Kaldı ki, savcının herhangi bir şekilde o davaya bakamayacağı hallerde, yerine
başka bir savcı görevlendirilmektedir. Bu da, savcının şahsı yönünden değil;
bulunduğu makam yönünden taraf olduğunu gösterir.
Erem, savcının ceza yargılamasının bir tarafı olup-olmadığı
hususunun bir yararının olmadığını, savcının adli görev ifa eden bir organ dan
ibaret olduğun söylemekte ve Öztürk de buna katılmaktadır.
Doktrinde, Kunter / Yenisey,
Yargıtay yanında kurulmuş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın diğer
savcılıklardan farklı bir statüde olduğunu; taraf gibi gözükse de aslında taraf
olmadığını, bir AİHM kararına da dayanarak ifade etmektedir. Kunter / Yenisey’e
göre, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın asıl görevi Yargıtay’a tarafsız
biçimde ışıt tutmaktır. Böyle olunca da, bu Başsavcılığın tarafsız olduğun
söylemek mümkün görünmektedir. Ancak aynı yazarlar yine belirtmektedir ki, bu
tarafsızlık Yargıtay’a yardımcı olmak bakımındandır. Zira, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcısı’nın, Yüce Divan’daki yargılamalarda ve Yargıtay’ın bir olay mahkemesi
gibi hareket ettiği durumlarda, tarafsız olduğundan bahsedilemez.
III- SAVCININ ATANMASI, ÖRGÜTLENMESİ VE GÖREVLERİ
Öncelikle belirtmek gerekir ki, burada adli yargı savcılarının görevleri
incelenecektir. Askeri yargı savcıların görevleri, bu incelemenin konusu
dışındadır.
A.
SAVCININ ATANMASI
Savcıların atanmasında ABD ve İsviçre’nin bazı
kantonlarında olduğu gibi, halkın seçimi yoluyla atama sistemi ve atamanın
devlet tarafından yapıldığı sistem olmak üzere, iki sistemin var olduğu görülür.
Bizde de uygulanmakta olan, savcı atamalarının devlet tarafından yapıldığı
sistemde, genellikle savcı atamaları, yürütme tarafından yapılmaktadır. Ancak,
bu sistemde, atamanın yasama tarafından yapıldığı (İsviçre’nin bazı kantonları
gibi) uygulamalara da rastlamak mümkündür.
Bizim hukukumuzda savcıların atanması ile hakimlerin atanmasında
farklılık yoktur. Savcıların da hakimler gibi, aynı şartlara sahip olmaları
aranmaktadır. Hakimler ve Savcılar Kanunu’na göre; adli yargı savcı adayları
için, Türkiye’deki bir hukuk fakültesinden mezun olmak ya da yabancı bir hukuk
fakültesini bitirip, Türkiye’de denkliğini tamamlamak; kamu haklarından yasaklı
olmamak; mesleğini ifa etmesine engel oluşturacak derecede bir özrü olmamak; HSK
m.8/1-h’de belirtilen suçlardan mahkûm olmamış bulunmak; yazılı sınavı başarmış
olmak ve savcılık mesleğine yakışmayacak tutum ve davranışlarda bulunmamış olmak
şartları aranır. Bu şartları tamamlayanlar, iki yıllık bir
staja tâbi tutulur ve bu stajın bitiminde de atamaları yapılmaktadır.
Hukukumuzda savcıların staja kabul işlemlerini Adalet Bakanlığı, atama
işlemlerini ise HSYK yapmaktadır.
B. SAVCILIĞIN ÖRGÜTLENMESİ
Türkiye’de mahkemelerin kuruluş ve
işleyişleriyle ilgili hükümler içeren 08.04.1924 tarih ve 469 sayılı kanun,
2005 yılında kabul edilen 5235 sayılı yasa ile yürürlükten kaldırılmıştır. Bu
yeni kanun ile, hukukumuza Bölge Adliye Mahkemeleri adıyla istinaf kurumunun
getirilmesi öngörülmüştür. 5235 sy. kanun, istinafın yanında mahkeme ve
savcılıkların kuruluşunu, Cumhuriyet savcılarının görevlerini de
düzenlemektedir.
5235 sy. kanunun 16. maddesi hükmüne göre, mahkeme kuruluşu bulunan
her il ve ilçede bir Cumhuriyet başsavcılığı kurulacak ve bu başsavcılıkta bir
Cumhuriyet başsavcısı ile yeteri kadar Cumhuriyet savcısı bulunacaktır. Gerekli
görülen yerlere ise, bir veya birden fazla Cumhuriyet başsavcı vekili
atanacaktır.
CMK’nın 250/1 hükmünde belirtilen suçlar nedeniyle açılacak
davalarda görevli olan ve birden çok ili yargı çevresi içine alan bir ağır ceza
mahkemesi kuruluşu da öngörülmüştür. Doktrinde özel ağır ceza mahkemesi
olarak isimlendirilen bu mahkemelerdeki yargılamaların kovuşturma ve soruşturma
safhalarında, HSYK tarafından görevlendirilen Cumhuriyet savcıları görev
yapacaktır.
5235 sy. kanunun 21. maddesi hükmüne göre, Cumhuriyet savcıları,
bulundukları il merkezi veya ilçenin sınırlarıyla idari olarak bunlara bağlı
ilçelerin sınırları içinde yetkilidirler. Büyükşehir belediye sınırları içinde
görev yapan Cumhuriyet savcıları da, bu yer ceza mahkemelerinin yargı çevresi
içinde yetkilidir.
Yargıtay’ın yanında da bir Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
kurulmuştur. Yargıtay’ın yanında kurulmuş olmasına rağmen, görevleri yalnızca
Yargıtay’la ilgili değildir. Anayasa Mahkemesi’nin Yüce Divan sıfatıyla görev
yaptığı yargılamalarda, siyasi partilerle ilgili açılacak davalarda, bazı kamu
görevlilerinin yargılanmasıyla ilgili davalarda, bu başsavcılık önemli görevler
ifa etmektedir. Doktrin ve özellikle uygulamada, Yargıtay Cumhuriyet
Başsavcılığının bir Türkiye Cumhuriyeti Başsavcılığı’na dönüştürülmesi yönünde
çeşitli görüşler bulunmaktadır.
C. SAVCININ ÖZEL HUKUKTAKİ GÖREVLERİ
Cumhuriyet savcısına, çeşitli kanunlar ile, bazı hukuk
davalarını açma ve bu davalarda bulunma gibi görevler verilmiştir. Bu görevleri,
kısaca şöyle sıralanabilir:
1. Yaş, İsim ve Kayıt Düzeltme
Davaları
Cumhuriyet savcısı, hazırlık soruşturmasında ya da resmi
dairelerin başvurusu üzerine yaş, isim ve nüfus kayıtlarının düzeltilmesi
davalarını açabilir, takip edebilir ve lüzum görürse temyiz yoluna başvurabilir.
Bu davalarda kamu yararının mevcut bulunması nedeniyle, Cumhuriyet savcısına bu
yetki verilmiştir. Şöyle ki, kişinin yaşının ya da nüfus kayıtlarının doğru
olmasında veyahut ismin kanuna, ahlak ve adaba aykırı olmamasında
kamu menfaati mevcuttur.
Bununla beraber, doktrinde, nüfus memuru ile Cumhuriyet savcısının
bu davalarda hazır bulunmasına gerek olmadığı da belirtilmektedir.
2. Dernek ve Vakıfların Feshini Talep
Etme
MK ve Dernekler K.’da fesih sebebi olarak sayılan hallerde diğer ilgililer gibi,
Cumhuriyet savcısı da, derneğin feshi için dava açabilir ve açılmış davaya
katılabilir.
Aynı durum, vakıflar için de geçerlidir. MK m.
116/II hükmüne göre yasak amaç güttüğü veya yasak faaliyetlerde bulunduğu
sonradan anlaşılan ya da amacı sonradan yasaklanan vakfın amacının
değiştirilmesi imkânı yoksa, vakıf, denetim makamı ya da Cumhuriyet savcısının
başvurusu üzerine yapılacak yargılama sonunda dağıtılır.
3. Soybağının Kurulmasına İtiraz
743 sayılı Medeni Kanun döneminde, kadının evlenmeden önce
hamile kalması ve babanın da çocuğu tanıması durumunda, Cumhuriyet savcısının,
ilgilinin baba olmadığı iddiasıyla dava açma hakkı vardı. 2002 yılında yürürlüğe
giren 4271 sayılı Medeni Kanunumuz bu hükme yer vermemiş, Cumhuriyet savcısının
evlenme yoluyla nesebin tashihine karşı itiraz hakkı getirilmiştir. Eski
düzenleme ise, Cumhuriyet savcısının, nesebin tashihi kararlarına karşı itiraz
edebileceği iken; yeni kanun, yalnızca evlenme yoluyla soybağının düzelmesi
halinde savcıya itiraz hakkı tanımıştır.
MK m. 294 hükmüne göre, Cumhuriyet savcısı, evlenme yoluyla
soybağının kurulmasına itiraz edebilir. Ancak bu durumda savcı, kocanın baba
olmadığını ispatla yükümlüdür.
4. Evliliğin Butlanı Davası Açma
MK m. 146 hükmüne göre, evliliğin mutlak butlanını
gerektiren hallerde, diğer ilgililerin yanında Cumhuriyet savcısının da bu
davayı açma görevi vardır. Medeni Kanun’un 145. maddesine göre; Cumhuriyet
savcısı, evliliğin merasimi sırasında eşlerden birinin evli olması; eşlerden
birinin yine evlilik merasimi esnasında sürekli olarak temyiz gücünden mahrum
olması; eşlerden birinin evliliğe mani olacak derecede akıl hastası olması ve
eşler arasında evliliğe mani olacak derecede hısımlık bulunması hallerinde dava
açmakla yükümlüdür.
Cumhuriyet savcısı, bu sebeplerden birinin mevcut olması halinde
re’sen dava açmakla yükümlüdür. Zira, mutlak butlanla batıl olan evlenmeler kamu
düzenine aykırılık oluştururlar ve bu tür evliliklerin iptalinde kamu yararı
mevcuttur. Cumhuriyet savcısı, bu nedenle mutlak butlan davasını açmak
zorundadır.
Mutlak butlan davasını, dava açma hakkına sahip olan diğer ilgililer
de açabilir. Bu halde savcının davaya girme zorunluluğu yoksa da; bizzat açtığı
davayı takip etme zorunluluğu gerek doktrin gerekse Yargıtay içtihatlarında
belirtilmektedir.
D. Savcının Kamu Hukukundaki Görevleri
Savcı, bir kamu hukuku kişisidir, bir idare ajanıdır. Bu itibarlarla da
görevleri, kamu hukukunda, özellikle ceza hukukunda yoğunlaşmaktadır. Savcının
görevleri çoğunlukla CMK’da düzenlenmiştir. Bu incelemenin konusu esasen
savcının CMK’daki konumu ile yetki ve görevleri olduğundan; savcılığın CMK’daki
görevleri bir sonraki başlık altında incelenecektir. Burada kısaca belirtmek
gerekirse, Cumhuriyet savcısının kamu hukukundaki görevleri şu şekilde
sıralanabilir: Kamu davasının hazırlanması, açılması ve takibi; kanun yollarına
müracaat; cezaların infazı.
Yukarıda sayılanlar, savcıların CMK’da
belirtilen görevleridir. Bunlardan başka savcılara çeşitli kanun ve
yönetmelikler ile verilmiş görevler vardır. Savcının CMK’daki görevleri bir
sonraki başlık altında ayrıntılı olarak inceleneceğinden, diğer bazı görevlerini
kısaca burada belirtmek yerinde olacaktır. Belirtmek gerekir ki, Cumhuriyet
savcısının bu görevleri, daha çok idari niteliktedir. Anayasamız da m. 140/6
hükmünde, savcıların (ve hakimlerin) idari yönden Adalet Bakanlığı’na bağlı
olduğunu belirtmektedir. Aynı hüküm, HSK m. 5/4’te de ifade edilmektedir.
1. Bazı Yazışmaları Yapmak
a. Adalet Bakanlığı ile Adliye
Arasındaki Yazışmalar
Cumhuriyet savcısı, adliyenin bakanlıkla olan yazışmalarını yürütür. Bu
yazışmalar, bağlı bulunan ağır ceza başsavcılığı aracılığıyla yapılır. Ancak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde, doğrudan bakanlık ile irtibata
geçilebilir.
Adalet Bakanlığı’nca gönderilen genelge,
tebliğ gibi düzenlemeler, bakanlığın adliyeye ilişkin bilgi talepleri de yine,
savcılık aracılığı ile yapılır.
b. Diğer Yazışmalar
Savcılık, adliyelerin birbirleriyle olan yazışmalarını da
yürütür. Bunun dışında, çeşitli kurum ve kuruluşlardan bilgi talepleri,
ilgililerin adliyeye çağrılması, sabıka, nüfus ve adli sicil kayıtlarına ilişkin
yazışmalar da Cumhuriyet savcılıklarınca yapılır.
Yargıtay’ın yanında kurulmuş olan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
vardır. Yargıtay’ın yazışmaları da, Yargıtay Başsavcılığı aracılığıyla yapılır.
2. Adliye Memurları ve Bazı Memurlarla İlgili Görevleri
Cumhuriyet savcısı, adliyede çalışan yazı işleri
müdürleri, müdür yardımcıları, kalem memurları, zabıt kâtipleri ve diğer
yardımcı personelin üst amiridir. Bu nedenle, savcıların bu memurlarla ilgili
bazı görevleri vardır. Savcı, bu memurlarla ilgili sicil kayıtlarını (tezkiye
varakaları) hazırlayarak bakanlığa göndermekle yükümlüdür. Bundan başka,
Cumhuriyet savcıları, yönetmelik
gereği, ceza mahkemelerinde tutulması gereken defter, karton ve diğer kayıtların
düzgün tutulmasını ve yönetmelik hükümlerinin yerine getirilmesini sağlar.
Cumhuriyet Savcısı, Disiplin Yönetmeliği
gereği, çeşitli adliye, infaz kurumları ile hemşire ve sağlık memurlarının
disiplin amiridir. Bu nedenle 657 sayılı DMK’nın uygulanmasında disiplin amiri
olarak Cumhuriyet savcısının görevleri vardır.
HSK m. 5/I hükmü gereği, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının, Yargıtay
Cumhuriyet Savcıları; Danıştay Başsavcısının, Danıştay Savcıları; Ağır Ceza
Cumhuriyet Başsavcılarının merkez ve bağlı ilçe Cumhuriyet Başsavcıları ile
Cumhuriyet Savcıları üzerinde gözetim ve denetim görevi de vardır.
3. Noterleri Denetleme
Türkiye Noterler Birliği ile noterlikler, adalet
müfettişleri ve Cumhuriyet savcılarının denetimi altındadır. Cumhuriyet
savcıları, yılda en az bir defa bulunduğu yerdeki noterleri denetlemek ve
hazırlayacağı raporları Adalet Bakanlığı’na göndermekle yükümlüdür.
4. İcra Dairelerini Denetleme
Cumhuriyet savcısı, bulunduğu adliyedeki icra ve iflas dairelerini yılda en az
bir defa teftiş eder. Savcı, bu denetim esnasında hesapları; paraların tahsili
ve ödenmesinde gerekli makbuzların kullanılıp-kullanılmadığını; kasaya giren
çeşitli kıymetli evrak ve değerli şeyler için gerekli makbuzların kullanılmış
olup-olmadığını ve icra dairelerinin çeşitli işlemlerini inceler ve
hazırlayacağı raporu bakanlığa gönderir.
5. Mali Görevler
Cumhuriyet
savcıları, adalet işlerinin görülmesinde kullanılacak ödeneklerin harcanmasında
ita amiri olarak görevlidir. Savcı, bu harcamaları inceleyerek, gerekli yerlere
harcanıp-harcanmadığını denetler. Yine, adliye ve ceza infaz kurumlarına gereken
masrafların temininde, harcama için gerekli memurlara emir vermek yetki ve
görevi de savcıya aittir.
IV- CEZA MUHAKEMESİ KANUNU’NA GÖRE SAVCILIK
Savcının görevlerini düzenleyen hükümlere, ağırlıkla CMK içerisinde rastlanır.
Ancak bunlar da kanun içerisinde toplu halde bulunmamakta, kanunun muhtelif
hükümlerinde karşımıza çıkmaktadır. Bundan başka 5235 sayılı kuruluş kanununda
da savcılıkların kuruluş ve görevleriyle ilgili hükümlere rastlanmaktadır.
Savcıların görevleri, çeşitli başlıklar altında incelenebilir. Ancak
biz burada konuyu pratik açıdan ele alarak, savcının görevlerini, soruşturma ve
kovuşturma aşamalarında olmak üzere iki başlık altında incelemeyi uygun bulduk.
A. Savcının Soruşturma Aşamasındaki Görevleri
CMK’daki tanımına göre soruşturma, suç
şüphesinin yetkili mercilerce öğrenilmesinden başlayıp, iddianamenin kabulüyle
sona eren devredir. Savcı, bu evrede çok önemli görevler ifa eder. Soruşturma
aşaması deyince akla neredeyse sadece Cumhuriyet savcısı gelir. Bu anlamda Bahri
Öztürk’ün, savcının, soruşturma aşamasının imparatoru olduğu benzetmesi de
yerinde olsa gerektir. Savcının görevlerini şu başlıklar altında incelemek
mümkündür:
1. Soruşturma Yapmak
Soruşturma yapmak, savcının en temel görevidir. Bir suçu
herhangi bir şekilde haber alan Cumhuriyet savcısı, gerekli araştırma ve
soruşturmayı yapma görev ve yetkisine sahiptir. CMK m. 160 hükmüne göre,
Cumhuriyet Savcısı, ‘bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hal’i öğrendikten
sonra hemen gerekli araştırma ve soruşturmaya başlar. Cumhuriyet savcısı, bu
soruşturmayı, kamu davası açmaya yer olup-olmadığını belirlemek üzere yapar. Bu
konuda emrindeki adli kolluktan da yararlanmak suretiyle gerekli delilleri
toplatarak, muhafaza altına alır.
Cumhuriyet savcısı, adli kolluğa yazılı (ve gecikmesinde sakınca
bulunan hallerde ise sözlü) olarak emir verir. Adli kolluk görevlileri, vâkıf
oldukları olayları, buldukları delilleri ve yakaladıkları kişileri derhal
Cumhuriyet savcısına bildirir. Adli kolluk, Cumhuriyet savcısının, adliyeye
ilişkin olarak verdiği bütün emirleri yerine getirmekle yükümlüdür.
Cumhuriyet savcısı, yürütmekte olduğu soruşturma ile ilgili olarak,
istisnalar bir yana, bütün kamu görevlilerinden kendisine gerekli bilgileri
talep edebilir (CMK m. 161/1). Bu talep üzerine kamu görevlileri, istenen
bilgileri derhal Cumhuriyet savcısına sunmak zorundadır. Eğer bu kamu
görevlileri, kendilerine düşen bilgi verme zorunluluğuna riayet etmez, bunu
kötüye kullanılırlarsa, bu kişiler hakkında savcı, doğrudan soruşturma
başlatabilir. Vali ve kaymakamlar ile en üst dereceli kolluk hakkındaysa,
hakimlerin görevlerinden dolayı tâbi olduğu yargılama usûlü uygulanır. Vali ve
kaymakamlar hakkında, ağır cezayı gerektiren suçüstü durumlarında ise, CMK
hükümleri uygulanır. Bu görevlilerin kişisel suçlarından dolayı
yargılanmalarında ise soruşturma, genel hükümlere tâbidir. Bu durumda yer
itibariyle yetkili savcı; kaymakamlar için bağlı bulunduğu il; valiler için en
yakın ilde bulunan Cumhuriyet Başsavcısıdır.
Burada adli kolluğa da değinmek gerekmektedir. Adli kolluk,
ülkemizde uzun yıllarca savunulduktan sonra 5271 sayılı CMK ile yasal
düzenlemeye kavuşmuş bulunmaktadır. Adli kolluğun kimlerden oluştuğunu CMK m.
164/I hükmü, çeşitli kolluk kanun ve yönetmeliklerine yaptığı atıflarla ve biraz
teferruatlı olarak, belirtmektedir. Bu konuda çıkarılmış olan Adli Kolluk
Yönetmeliği de, tanıma yer vermemiş, CMK’ya atıfta bulunmuştur. Adli kolluk,
daimi olarak değil, yalnızca adli görevlerde savcının emrindedir. Adli
görevlerin dışındaki hizmetlerde kendi amirlerine bağlı olduğu, CMK’da açıkça
belirtilmiştir. Adli görevlerde ise, adli kolluk, Cumhuriyet savcısının bu
göreve ilişkin emirlerini yerine getirir. Soruşturma işlemleri, savcının emir ve
talimatları üzerine, öncelikli olarak adli kolluğa yaptırılır. Cumhuriyet
başsavcıları, her yılın sonunda, o yerdeki adli kolluk sorumluları hakkında
düzenleyeceği raporları, mülki idare amirlerine gönderir (m.166). Belirtmek
gerekir ki, çok teknik olan ve uzmanlık isteyen delil toplama gibi işlemlerde o
konuda uzmanlaşmış bir adli kolluk gücünün bulunması gerektiği; ancak yapılan
düzenlemenin böyle bir teknik kadro oluşturmaktan uzak olduğu hususu,
kanunumuzdaki adli kolluğa ilişkin düzenlemeye getirilen önemli bir eleştiridir.
2. Uzlaşma İle İlgili Görevleri
Uzlaşma, esasen hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında mümkündür.
Kovuşturma aşamasındaki uzlaşma, davayı düşürürken; soruşturma aşamasındaki
uzlaşma, soruşturmayı sona erdirir, kamu davasının açılmasına engeldir. Burada
yalnızca soruşturma aşamasındaki uzlaşama ve Cumhuriyet savcısının uzlaşmada ile
ilgili görevlerine değinilecektir.
Uzlaşma, failin suç ve fiilinden doğmuş olan
maddi ve manevi zararın tümünü ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullenmesi ve
mağdurun da zararının tümüyle veya kısmen giderildiği ve uzlaşmak istediği
hususunda özgürce beyanda bulunmasıyla gerçekleşen soruşturmayı sonlandıran bir
haldir. CMK’da uzlaşmaya ilişkin hükümler m. 253-255 arasında düzenlenmiştir.
Son olarak 6.12.2006 tarih ve 5560 sy. yasa ile yapılan değişiklikler ile
uzlaşma düzenlenmiştir.
Uzlaşma, takibi şikâyete bağlı suçlar ile, CMK m. 253/1-6 bendinde
yazılı suçlar ve diğer kanunlarında gösterilen suçlar için mümkündür. Ancak,
cinsel dokunulmazlığa ilişkin suçlar ile etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen
suçlarda uzlaştırma mümkün değildir (m. 253/3).
Uzlaşmaya tâbi bir suçta, Cumhuriyet savcısı bizzat kendisi veya
vereceği talimat üzerine adli kolluk görevlisi, şüpheli ile mağdur veya suçtan
zarar gören kimseye, uzlaşma teklifinde bulunur. Savcı, uzlaşma teklifini
istinabe yolu ya da tebligat ile de yapabilir. Kendisine uzlaşma teklif edilen
ilgili, üç gün içinde bir cevap vermezse, teklifi reddetmiş sayılır (m. 253/4).
Ancak, teklif reddedilmiş olsa da, taraflar, iddianamenin düzenlenmesine kadar
Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler (m. 253/16).
Uzlaşma teklifinde bulunulması, koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel
değildir (m. 253/8). Uzlaşma teklifinin taraflarca kabulünden sonra, Cumhuriyet
savcısı uzlaştırma işlemlerini bizzat kendisi yürütebileceği gibi barodan bir
avukat tayinini isteyebilir veyahut hukuk fakültesi mezunu bir kimseyi
uzlaştırmacı olarak atayabilir (m. 253/9). Uzlaştırmacıya, soruşturma
dosyasından Cumhuriyet savcısınca uygun görülen belgelerin örnekleri verilir ve
savcı, uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliğine uygun davranmakla yükümlü
olduğunu bildirir (m.253/11). Uzlaştırmacı, otuz gün içinde uzlaşmayı
sonuçlandırır, Cumhuriyet savcısı, bu süreyi yirmi gün daha uzatabilir (m.
253/12). Uzlaştırmacı, uzlaşma işlemleri sırasında savcı ile görüşebilir ve
savcı, uzlaştırmacıya talimat verebilir (m. 253/14). Müzakerelerin bitiminde,
uzlaştırmacı, düzenleyeceği raporu savcıya verir. Uzlaştırmacı, soruşturma
dosyasından aldığı belge örneklerini de raporla birlikte iade eder (m. 253/15).
Savcı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve uzlaşma konusu
edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse, rapor veya belgeyi onaylayarak,
soruşturma dosyasına koyar (m. 253/17). Uzlaşma sonrası, şüphelinin edimini
yerine getirmesi halinde
3. Kamu Davasını Açmak
a. Kural: Kamu Davasını Açma
Zorunluluğu
Bir suç işlenmiş olduğunu haber alan
Cumhuriyet savcısı, bu konuda gerekli araştırma ve soruşturmayı yaptıktan sonra,
yeterli suç şüphesi gördüğü takdirde kamu davası açmak zorundadır (CMK m.
170/2). Kural bu olmakla birlikte, bir sonraki başlık altında incelenecek olan
bir istisna da mevcuttur.
Kamu davası açma tekeli, Cumhuriyet savcısına aittir. CMUK döneminde
var olan şahsi dava kurumu, CMK’ya alınmamıştır. Kamu davası, Cumhuriyet
savcısının düzenleyeceği iddianame ile açılır. Usûlüne uygun olarak düzenlenerek
mahkemeye sunulmuş bir iddianame mevcut değilse, bir kamu davasının varlığından
da söz edilemez. İddianame, kamu davasının açılmasının asli unsurudur. Kanun, m.
170/III hükmüyle, bir iddianamede bulunması gereken unsurları saymıştır. Buna
göre bir iddianame görevli ve yetkili mahkemeye hitaben düzenlenmeli; şüphelinin
kimliği, varsa müdafi; maktul, mağdur veya suçtan zarar gören; varsa bunların
kanuni temsilcileri; sakınca yoksa ihbarda bulunan kişinin kimliği; şikâyetçinin
kimliği ve şikâyet tarihi; şüpheliye yüklenen suçun ne olduğu ve gerekli kanun
maddeleri; suçun işlenme yer ve tarihi ile zamanı; şüphelinin lehine ya da
aleyhine olan her türlü delil ve şüphelinin tutuklu olup-olmadığı, şayet tutuklu
ise bununla ilgili süre ve tarihler iddianamede belirtilir. Madde hükmüne göre,
şüpheliye yüklenmiş olan suçu oluşturan olayların açıklanması, delillerle
ilişkilendirmek suretiyle yapılır. Bundan başka, iddianamede, talep kısmı yer
alır. Savcı, talep kısmında hangi ceza veya güvenlik tedbirine hükmedilmesini
talep ettiğini, burada belirtmelidir.
İddianamenin önemine binaen, sayılan hususları içermeyen bir
iddianamenin hakim tarafından iade olunacağı da açık bir kanun hükmü olarak
düzenlenmiştir (CMK m. 174). Buna ilaveten, suçun ispatında etkili olacağı kesin
olan bir delile iddianamede yer verilmeyen; önödeme veya uzlaşmaya tâbi olan bir
suçta, öncelikle bunlarla ilgili işlemler yapılmaksızın düzenlenen iddianameler
de hakim tarafından iade edilecektir. Bu nedenle Cumhuriyet savcısı, iddianame
hazırlarken bu hususlara dikkat etmelidir. Zira, kamu davasının açılma anı,
iddianamenin mahkemeye verildiği an değil; iddianamenin mahkeme tarafından kabul
edildiği andır.İddianamesi
iade edilen Cumhuriyet savcısı, iade gerekçesi olarak belirtilen eksiklikleri
giderdikten sonra, yeniden iddianame düzenleyerek, mahkemeye başvuracaktır (CMK
m. 174/4). Ayrıca, Cumhuriyet savcısının, iddianamesinin iade edilmesi kararına
karşı itiraz hakkı da mevcuttur (CMK m.174/5).Böylece, iddianamenin kabulüyle
kamu davası açılmış ve aynı zamanda soruşturma aşaması bitmiş, kovuşturma
aşaması başlamış olmaktadır. Cumhuriyet savcısının bundan sonraki görevi, açmış
olduğu kamu davasını yürütmektir. Bu da, ‘Savcının Kovuşturma Aşamasındaki
Görevleri’ başlığı altında incelenecektir.
b. Kovuşturmaya Yer Olmadığına
İlişkin Karar
Cumhuriyet savcısı, yaptığı soruşturma sonunda yeterli suç
şüphesi elde edemez ya da kovuşturma olanağının bulunmaması hallerinde,
kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar vermekle yetinir (CMK m. 172/1).
Kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verildikten sonra artık kamu davası
açılamaz. Ancak yeni bir delil ortaya çıkarsa, bu takdirde kamu davası
açılabilecektir (CMK m. 172/2).
Savcının kamu davasını açmamada takdir yetkisini kullandığı durumlar
hariç olmak üzere, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin olarak verilen karara
karşı itiraz yolu açıktır (CMK m. 173/1). Bu karar, şüpheliye ve suçun zarar
görenine bildirilir (CMK m. 172/1). Bu bildirimde itiraz süresi de gösterilir.
İtiraz süresi, tebliğden itibaren onbeş gündür. İtiraz mercii, kovuşturmaya yer
olmadığına kara veren Cumhuriyet savcısının görev yaptığı ağır ceza mahkemesine
en yakın olan ağır ceza mahkemesinin başkanıdır (CMK m. 173/1). Başkan, itirazı
yerinde görürse, Cumhuriyet savcısı, bir iddianame düzenleyerek kamu davası
açmak zorundadır (CMK m. 173/4). İtirazın reddi halinde, Cumhuriyet savcısının
kamu davası açabilmesi için yeni delil bulunması ve itirazı reddeden ağır ceza
mahkemesi başkanının bu yönde karar vermesi gerekmektedir (CMK m. 173/6).
c. İstisna: CMK m. 171
CMK’nın 5560 sayılı kanunla değiştirilen 171. madde hükmüne
göre, Cumhuriyet savcısı, belirli koşulların mevcudiyeti halinde, kamu davasının
açılmasını beş yıl süreyle erteleyebilir.
Öncelikle, bu istisnanın uygulanabilmesi için, suçun takibi şikâyete
bağlı bir suç olması ve kanunda öngörülen üst sınırının bir yılı aşmaması
gerekir. Bunun yanı sıra, şüphelinin daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı
mahkûmiyet almamış olması; şüphelinin, erteleme halinde suç işlemeyeceği yönünde
kanaat uyandırması; ertelemenin, şüpheli hakkında kamu davası açılmasına oranla
daha yararlı görünmesi; kamunun ya da mağdurun uğradığı zararın giderilmiş
olması gibi hususların varlığı da şarttır (CMK m. 171/1-3). Kamu davasının
açılmasının ertelenmesi kararlarına karşı, suçtan zarar görenin itiraz hakkı
vardır. Bu itirazın usûlü, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararlarda olduğu
gibidir (CMK m. 171/2). Erteleme kararıyla birlikte, artık kamu
davası açılmayacaktır. Ancak, ilgili, erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç
işlerse, artık erteleme kararına konu olan suçundan dolayı da kamu davası
açılacaktır. Hakkında kamu davasının ertelemesi kararı verilen kişi, bu erteleme
süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemez ise, sürenin bitiminde, savcı,
kovuşturmaya yer olmadığını ilişkin karar verir (CMK m. 171/4).
4. Koruma Tedbirlerine Başvurabilme
Savcı, soruşturma evresinde birçok koruma
tedbirine başvurabilir. Aslında bu yetki, kural olarak hakime aittir. Anayasanın
‘özel hayatın gizliliği ve korunması’ başlığı altındaki çeşitli hükümlerine (m.
20-22) göre, hakim kararı olmaksızın ve suç işlenmesinin önüne geçmek gibi
nedenlerle, hiç kimsenin özel hayatının gizliliği ihlal edilemez, koruma
tedbirlerine başvurulamaz. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde,
Cumhuriyet savcısı ve bazı durumlarda da yetkili diğer bazı merciler bu yetkiye
sahiptir. Koruma tedbirleri zorlayıcı niteliktedir. Bunların uygulanmaları ceza
muhakemesinin sağlıklı işleyebilmesi açısından önemlidir. Öztürk, koruma
tedbirlerinin geçici niteliğini vurgulamakta ve tedbirlere başvurulması için
gereken üç unsurdan bahsetmektedir.
Buna göre, koruma tedbirlerinin uygulanabilmesi için, şüphelerin belli bir
yoğunlukta olması; henüz hüküm verilmemişken, temel bir hakkın sınırlanması ve
tedbirlerin geçici niteliğe sahip bulunması. Toroslu / Feyzioğlu da uygulanacak
tedbirin, doğuracağı zararla orantılı olması gerektiğini; daha hafif bir tedbire
başvurmak suretiyle ulaşılabilecek bir amaç için daha ağır bir tedbirin
uygulanmaması gerektiğine değinmiştir.Burada
koruma tedbirleri kısaca incelenirken, yalnızca Cumhuriyet savcısıyla ilgili
hususlara yer verilecek, hakimin yapacağı ve Cumhuriyet savcısına ulaşılamayan
durumlarda da yetki sahibi olan mercilere değinilmeyecektir. Buna göre,
Cumhuriyet savcısının başvurabileceği koruma tedbirleri ve bunların usûlleri şu
başlıklar altında kısaca şöyle incelenebilir:
a. Yakalama
Yakalama, şüpheli veya sanığın kişi hürriyetinin hakim
kararı olmaksızın sınırlandırılarak, nezarethane adı verilen yere konmasıdır.
Kanunumuz yakalamayı tanımlamamış, yakalamanın usûlünü göstermekle yetinmiştir.
Yakalama geçici bir tedbirdir. Ancak, zorunlu hallerde başvurulur. Geçicidir,
zira, Cumhuriyet savcısı, yakalanan kimse ya serbest bırakılır ya da gözaltına
alınmasına karar verilir. Bu iki halde de yakalama işlemi sona ermiş
olur.Yakalama, özgürlüğü hakim kararı olmaksızın sınırlayan bir durumdur. Bu
nedenle de, önemine binaen anayasal bir düzenlemeye de sahiptir. Anayasanın
‘Kişi Hürriyeti ve Güvenliği’ başlıklı 19. maddesinin 3. fıkrası, kişilerin
maddede sayılan hallerde ancak hakim kararıyla tutuklanabileceğini; yakalamanın
ise, ancak suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabileceğini
hükme bağlamaktadır. Yine Anayasaya göre, bunun esasları, kanunda gösterilir.
Kanun (CMK), 90. maddesi hükmüyle, belli şartların varlığı halinde herkesin
yakalama yapabileceğini belirtmektedir. Soruşturulması ve kovuşturulması
şikâyete tâbi suçlarda, şikâyet gerçekleşmedikçe yakalama yapılamaz. Ancak
işlenen suçun çocuklara, beden veya akıl sağlığı, sakatlık veya güçsüzlük
nedeniyle kendilerini idare edemeyenlere karşı işlenmesi durumunda, şikâyet
şartı aranmaz (m. 90/3). Bir kimse yakalandığında, Cumhuriyet savcısının
emriyle, durum, bir yakınına gecikmeksizin bildirilir (m. 95/1).Yakalama
işleminin nedenleri, kanunun 98. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre,
Cumhuriyet savcısı, şu hallerde yakalama emri verebilir: a) Soruşturma
aşamasında, yapılan çağrılara cevap vermeyen ya da kendisine ulaşılamayan
şüpheli hakkında, Cumhuriyet savcısının talebi üzerine, sulh ceza hakimi
tarafından yakalama emri verilebilir. b) Yakalanmışken kolluğun elinden kaçan ya
da ceza infaz kurumundan firar eden tutuklu veya hükümlü hakkında Cumhuriyet
savcısı ve kolluk kuvvetleri yakalama emri düzenleyebilir. c) Kovuşturma
evresinde, kaçak sanık hakkında yakalama kararı Cumhuriyet savcısının istemi
üzerine hakim veya mahkeme tarafından veya re’sen mahkeme tarafından
düzenlenebilir.Kolluk, yaptığı yakalama işlemleriyle ilgili olarak, Cumhuriyet
savcısına derhal bilgi verir ve savcının emirleri doğrultusunda işlem yapar.
Yakalanan kimse, savcı tarafından serbest bırakılabileceği gibi, gözaltına
alınmasına karar verebilir ya da yakalanan kişiyi tutuklanma talebiyle mahkemeye
de sevk edebilir.
b. Gözaltına Alma
CMK, CMUK’tan ayrılarak, gözaltına almayı ayrı bir koruma
tedbiri olarak düzenlemiş bulunmaktadır. Buna göre, yakalanan kişi, savcı
tarafından bırakılmazsa, gözaltına alınabilir (m. 91/1). Bir kimse gözaltına
alındığında ya da gözaltı süresi uzatıldığında, Cumhuriyet savcısının emriyle bu
kişinin bir yakınına gecikmeksizin bilgi verilir (m. 95/1).Gözaltına alınmanın
şartları, m. 91/2 hükmünde şöyle düzenlenmiştir: a) Gözaltına alma, soruşturma
yönünden zorunlu olmalı, b) Ortada, işinin suç işlediğini düşündürecek emareler
bulunmalıdır. Gözaltı süresi, kişinin yakalandığı yere en yakın hakim önüne
götürülmesi için zorunlu olan süre hariç olmak üzere, yirmidört saati geçemez.
Yakalama yerine en yakın hakim önüne gönderme işlemi, oniki saatten önce
yapılmalıdır (m. 91/1). Süre, kişinin yakalanmasıyla başlar. Toplu olarak
işlenen suçlarda, delil toplama zorluğu veya şüpheli sayısının fazlalığı
nedeniyle Cumhuriyet savcısı, gözaltı süresini, her seferinde bir günü geçmemek
kaydıyla ve en fazla üç gün olmak üzere uzatabilir. Savcı, bu emri yazılı olarak
verir. Savcının bu emri, gözaltına alınan kişiye derhal tebliğ edilir (m. 91/3).
Savcının yazılı emrine karşı Sulh Ceza hakimine başvurulabilir. Bu başvuruyu,
gözaltında bulunan kişi ya da müdafii veyahut kanuni temsilcisi, eşi ya da
ikinci dereceye kadar kan hısımları yapar (m. 91/4). Gözaltı süresinin dolması
ya da Sulh Ceza hakiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında,
yeterli delil olmadıkça ve Cumhuriyet savcısının emri olmadıkça yakalama işlemi
yapılamaz (m. 91/5).Cumhuriyet başsavcıları ya da bunların görevlendirecekleri
Cumhuriyet savcıları, gözaltına alınan kişilerin konulduğu nezarethaneleri ve
ifade odalarını; gözaltındaki kişilerin durumları ile gözaltı sebepleri ve
sürelerini ve gözaltına alınmayla ilgili tüm diğer kayıtları denetler ve bu
denetim sonucunu, ‘Nezarethaneye Alınanlar Defteri’ne kaydeder.
c. Tutuklama
Tutuklama, henüz kesinleşmiş bir kararla
mahkûm olmadan önce ve yalnızca hakim kararıyla şüpheli veya sanığın
özgürlüğünden mahrum bırakılmasıdır.
Tutuklama kararı yalnızca hakim tarafından verilir. Bu kuralın istisnası yoktur.
Cumhuriyet savcısının tutuklama işlemindeki yetkisi, m. 101/1
hükmünde açıklanmıştır. Buna göre, savcının tutuklama işlemindeki yetkisi,
şüphelinin tutuklanması talebinden ibarettir. Kovuşturma aşamasında da yine,
sanığın tutuklanması talebini mahkemeye yöneltmektir. Savcı, bu istemlerde
bulunurken, mutlaka gerekçe gösterir ve adli kontrolün yetersiz kalacağını,
tutuklamaya ihtiyaç duyulduğunu anlatan hukuki ve fiili nedenleri
belirtir.Bundan başka savcı, soruşturma safhasında, şüphelinin tutuklanmasını ya
da hakkında adli kontrol uygulanmasını gereksiz buluyorsa, yakalanmış olan
şüpheliyi re’sen serbest bırakabilir. Savcı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin
bir karar vermişse, şüpheli kendiliğinden serbest kalacaktır (m.103/2).
Cumhuriyet savcısı, ayrıca, tutuklanmış olan şüphelinin serbest bırakılmasını ve
bunun yerine adli kontrol uygulanmasını da Sulh Ceza hakiminden talep edebilir
(m. 103/1). Savcı, tutuklama kararının kaldırılarak, şüpheli hakkında adli
kontrol uygulanması talebinde bulunuyorsa, Sulh Ceza hakimine başvururken
şüphelinin de görüşünü almak zorundadır (m. 105).CMK m. 108, Cumhuriyet
savcısına bir görev yüklemiştir. Buna göre, Cumhuriyet savcısı, soruşturma
aşamasındayken tutukevinde bulunan şüphelinin durumunu otuzar günlük sürelerle
inceler ve tutukluluğun devamının gerekip-gerekmediği hakkında Sulh Ceza
hakiminden istemde bulunur.
d. Arama
Arama; suç işlediğinden şüphe edilen kişileri,
suç delilleri ve müsadereye tabi olan eşyayı ele geçirmek amacıyla bir kimsenin
kontunda, işyerinde, diğer kapalı bir taşınmazında veya üzerinde ya da eşyasında
yapılan araştırma işlemidir.
Aramada yetki kural olarak hakime aittir (Ay,. m. 20-21, CMK m. 119/1). Ancak
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı ve savcıya
ulaşılamaması durumunda da kolluk amiri tarafından verilecek yazılı emir ile de
arama işlemi yapılabilir. Ancak, konut, işyeri veya kamuya açık olmayan diğer
kapalı alanlarda yapılacak arama için hakim veya savcı kararı şarttır; bu tür
aramalar, kolluk amirinin emriyle yapılamaz. Diğer hallerde, kolluk amirinin
emriyle yapılan aramanın sonuçları, Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirilir
(CMK m. 119/1).Arama, özel hayata müdahaleyi de mümkün kıldığından, Anayasa
tarafından da ayrıca düzenlenmiştir (Ay. m.20/2).Aramada kural olarak savcının
hazır bulunma zorunluluğu yoktur.
Ancak, savcının bulunmadığı konut, işyeri veya diğer kapalı yer aramalarında, o
yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması zorunludur
(m. 119/4). Arama sonunda tutulacak tutanakta, arama esnasında hazır
bulunanların, ve bu arada katılmışsa savcının da, ismi yazılır (m.
119/3).Hakkında arama yapılan kişinin belge ve kâğıtlarını inceleme yetkisi,
Cumhuriyet savcısı ve hakime aittir (m. 122/1).
e. Elkoyma
CMUK’ta zabıt, zapt gibi değişik şekillerde adlandırılan
elkoyma, CMK’da doktrinde genel kabul gördüğü şekliyle isimlendirilerek elkoyma
olarak ifade edilmiştir. Elkoyma, zilyedin malvarlığı üzerindeki tasarruf
yetkisinin, rızası dışında kaldırılmasıdır.Elkoyma
işlemi, m. 123’e göre, iki halde yapılır: a) Delil niteliğindeki eşya b) Kazanç
müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri. Madde 124 hükmüne göre,
m. 123’te sayılan eşyaları yanında bulunduran kişi, istem halinde bunları
göstermek ve teslim etmekle yükümlüdür. Bundan kaçınma halinde ilgiliye yaptırım
uygulanabilecektir (m. 124/2).Elkoymaya kara verme yetkisi kural olarak hakime
aittir (Ay. m. 20/2, CMK m. 127/1). Anayasa, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde, geçici olarak ‘yetkili merci’ kararıyla el konulabileceğini hükme
bağlamıştır. CMK, m. 127/1 hükmüyle, elkoyma yetkisinin hakime ait olduğunu;
ancak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla ve
Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı durumlarda da, kolluk amirinin yazılı emriyle
kolluk tarafından elkoyma işleminin yapılabileceğini ifade etmektedir. Hakim
kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde hakimin onayına
sunulmak zorundadır (m. 127/3).Askeri mahallerde yapılacak elkoyma işlemi,
Cumhuriyet savcısının istem ve katılımıyla, askeri makamlar tarafından yerine
getirilir (m. 127/6).Cumhuriyet savcısının, postada elkoyma ile ilgili görev ve
yetkileri de vardır. Postada elkoyma işleminde de yetki, kural olarak hakime
aittir. Ancak, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının
kararıyla, posta hizmeti veren her türlü resmi veya özel kuruluştaki gönderilere
el konulabilir (m. 129/1). Bu işlemi yerine getiren kolluk görevlileri, el
konulan gönderileri, posta görevlilerinin de katılımıyla mühürleyerek, derhal
elkoyma emir veya kararını veren makama gönderir.Avukat bürolarında yapılacak
elkoyma işlemlerindeyse, bir mahkeme kararının varlığı şarttır. Gecikmesinde
sakınca bulunan haller de dahil olmak üzere, savcının kararıyla, avukat
bürolarında arama ve elkoyma gibi koruma tedbirleri uygulanamaz. El konulan her
türlü eşya ve postaya avukatın müvekkiliyle arasındaki ilişkiye ait olduğu
gerekçesiyle itiraz etme hakkı vardır. Bu durumda, itiraz konusu şey, zarf veya
paket içerisinde mühürlenerek hakime gönderilir. Bu konuda takdir hakkı, hakime
aittir (m. 130).El konulmuş eşya, bakım ve gözetimi için gerekli tedbirleri
almak ve istenildiğinde geri verilmek kaydıyla, soruşturma aşamasında Cumhuriyet
başsavcılığı tarafından, şüpheli, sanık veya bir diğer kişiye teslim edilebilir
(m. 132/5).El konulmuş olan eşyanın muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye
tâbi tutulmayacağının anlaşılması durumunda, re’sen ya da talep üzerine hakim,
mahkeme ya da Cumhuriyet savcısı tarafından geri verilmesine karar verilir (m.
131/1).
f. Adli Kontrol
Adli kontrol kurumu, ceza yargılaması hukukumuza ilk kez 5271 sy. CMK ile girmiş
önemli yeniliklerden birisidir. Kanun koyucu, adli kontrol müessesesi ile, kişi
özgürlüğünü oldukça sınırlayan bir koruma tedbiri olan tutuklamaya bir
alternatif getirmiştir.Kanunun ‘Adli Kontrol’ başlığını taşıyan 109. maddesine
göre, m. 100’deki tutuklama sebeplerinden birinin varlığı halinde üst sınırı üç
yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suç sebebiyle yürütülmekte olan
soruşturmada, şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına
karar verilebilir. Kanun, üçüncü maddesinde, uygulanabilecek yükümlülükleri
bentler halinde saymıştır.Adli kontrol, soruşturmanın her aşamasında
uygulanabilir. Buna karar verecek olan, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine
Sulh Ceza hakimidir (m. 110/1). Ayrıca, bu tedbirler, gerekli görüldüğünde,
kovuşturma aşamasında da uygulanabilir (m. 110/3).Adli kontrolün kaldırılması da
mahkeme kararıyla olur. Ancak, kararın kaldırılmasında Cumhuriyet savcısının da
görüşü alınır (m. 111). Şüpheli veya sanığın tutuklanması yerine güvence olarak
bir miktar paranın ödenmesine de karar verilebilir. Madde 114/1 hükmüne göre
ise, hakim, mahkeme ya da Cumhuriyet savcısı, şüphelinin de rızasıyla,
güvencenin mağdur veya nafaka alacaklılarına ödenmesini emredebilir.
g. İletişimin Dinlenmesi
Soruşturma sırasında, bir suçun işlendiğine dair kuvvetli şüphelerin
varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda
kural olarak hakim ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet
savcısının kararıyla, şüphelinin iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir.
Savcı, karar vermesi halinde, bu kararı derhal Sulh Ceza hakiminin onayına
sunar. Hakimin karar vermesi gereken yirmidört saatlik sürenin dolması ya da
hakimin onay vermemesi halinde, Cumhuriyet savcısı, tedbiri derhal kaldırır (m.
135/1). Şüphelinin yakalanabilmesi için, mobil telefon sinyalleri yoluyla yeri
tespit edilebilir. Bunun için de yine kural olarak hakim kararı ve gecikmesinde
sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının kararı gerekir (m. 135/4).
Dinleme veya izleme kararından sonra Cumhuriyet savcısı veya
görevlendireceği bir kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren ilgili
kuruluşun yetkililerinden, gerekli teknik işlemlerin yapılmasını yazılı olarak
ister. Bu istem yerine getirilmezse, zor kullanılır (m. 137/1). Tutulan
kayıtların çözülerek metin haline getirilmesi işlemini, Cumhuriyet savcısının
belirlediği kişiler yapar (m. 137/2).
Bu tedbirin uygulanması sırasında, şüpheli hakkında kovuşturmaya yer
olmadığına ilişkin karar verilmesi veya savcının kararından sonra hakim onayının
alınamaması durumunda, tedbirin uygulanmasına savcı tarafından derhal son
verilir. Bu takdirde, tutulmuş olan kayıtlar ve yapılmış tespitler en çok on gün
içinde ve savcının denetimi altında yok edilir ve bu durum, bir tutanaklar
tespit edilir (m. 137/3). Bu kayıtların yok edilmesi durumunda, Cumhuriyet
başsavcılığı, uygulanan tedbirle ilgili olarak, ilgilisine onbeş gün içinde
yazılı bilgi verir.
h. Şüphelinin Bilgisayar Kayıtlarının İncelenmesi
CMK m. 134 hükmüne göre, bir suçtan dolayı yapılan soruşturmada
başka türlü delil elde etme imkânının bulunmaması halinde şüphelinin kullandığı
bilgisayarlar üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmasına hakim tarafından karar
verilebilir. Bu kararın verilmesi için talep yetkisi de, Cumhuriyet savcısına
aittir.
i. Gizli Soruşturmacı Görevlendirilmesi
Kanunda belirtilen bazı suçların soruşturmasında gizli
soruşturmacı görevlendirilebilir. Bunun için, soruşturma konusu suçun işlendiği
hususunda kuvvetli şüphenin bulunması ve başka şekilde delil elde edilememesi
şartları aranır. Gizli soruşturmacı görevlendirme de yine kural olarak hakim,
gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de Cumhuriyet savcısının kararıyla yapılır
(m. 139/1). Soruşturmacının görevlendirilmesiyle ilgili karar ve belgeler,
Cumhuriyet başsavcılığında muhafaza edilir (m. 139/3).
j. Teknik Araçlarla İzleme
Kanunun 140. maddesinde sayılan suçların işlendiği
konusunda kuvvetli şüphe bulunması ve başka suretle delil elde etme olanağı da
yoksa, şüphelinin kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile işyeri, teknik
araçlarla izlenebilir, ses ve görüntü kaydı alınabilir. Teknik araçlarla izleme
kararı da yine hakim ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde savcı tarafından
verilir, savcı tarafından verilen kararlar, yirmidört saat içinde hakimin
onayına sunulur (m. 140/2). Teknik araçlarla izleme kararı, en çok dört hafta
için verilir ve gerektiğinde bir defa uzatılabilir.Bu yolla elde edilen
deliller, amaçlandığı soruşturma ya da kovuşturma dışında kullanılamaz ve
gerekli görülmeyenler, Cumhuriyet savcısının gözetiminde yok edilir (m. 140/4).
B. Savcının Kovuşturma Aşamasındaki Görevleri
1. Açmış Olduğu Kamu Davasını Yürütmek
Cumhuriyet savcısı, soruşturma sonunda suç haberinin ciddi olduğu konusunda
yeterli delil elde etmişse, hazırlayacağı bir iddianame ile kamu davasını açar.
Kamu davası açma tekeli savcıya ait olduğu gibi, açılmış bir kamu davasını
sürdürme görevi de yalnızca Cumhuriyet savcısına aittir.
Cumhuriyet savcısı, sanığın beraat etmesi
gerektiğine inansa da, davadan çekilemez, kesin hükme kadar davayı yürütmek
mecburiyetindedir.
Yoksa, savcı, açmış olduğu kamu davasını geri alamaz.
Cumhuriyet savcısı –ve avukat- sanığa, katılana, tanık ve
bilirkişilere ve duruşmaya çağırılmış olan diğer kişilere doğrudan soru
yöneltebilirler (m. 201). CMUK döneminde çok sınırlı bir şekilde var olan ve
uygulama ve doktrinde çapraz sorgu olarak adlandırılan bu yetkinin, ceza
yargılamasının maddi gerçeğe ulaşabilme açısından çok yerinde olduğu ifade
edilmektedir. Savcı, Sulh Ceza Mahkemelerinde yapılan duruşmalar
hariç olmak üzere, ceza yargılaması duruşmalarında hazır bulunur. Cumhuriyet
savcısı olmadan yapılan duruşma, hukuka kesin aykırılık teşkil eder ve mutlak
bir bozma sebebidir (m. 289/1-e). Bir duruşmada birden fazla savcı da
bulunabilir (m. 189).
2. Kanun Yollarına Başvurmak
Kamusal iddia makamı olarak Cumhuriyet savcısının önemli bir görevi de kanun
yollarına başvurmaktır. Cumhuriyet savcısı, sanığın lehine ya da aleyhine kanun
yoluna başvurabilir. Zira, ceza yargılamasında amaç, maddi gerçeğe ulaşmaktır.
Bir suçlunun cezalandırılmasında olduğu kadar, masum birinin ceza almamasında ya
da gereğinden fazla ceza almamasında da kamu yararı mevcuttur. Bu nedenle,
Cumhuriyet savcılarının sanık lehine de temyize başvurabilecekleri kabul
edilmiştir.
Hukuk sistemimize ‘Bölge Adliye Mahkemesi’ adı
altında ilk derece mahkemeleri ile temyiz mercii arasında görev yapacak istinaf
mahkemelerinin getirilmesi amaçlanmaktadır. Bu konuda yasal düzenlemeler
hazırlanmış, 5271 sy. CMK da, istinafa ilişkin hükümlere yer vermiştir. Ancak,
Bölge Adliye Mahkemeleri henüz uygulamaya geçmediğinden, ceza yargılamasında
temyize ilişkin olarak CMUK hükümleri uygulanmaktadır.
3. Cezaların İnfazını Sağlamak
Mahkemelerce verilen mahkûmiyet hükümleri, savcılığa gönderilir. Adliye savcısı,
cezaevi savcısıyla birlikte hareket ederek cezaların infazını sağlar. Bu
bağlamda, savcının cezaların infazıyla ilgili önemli görevleri de vardır.
C. SAVCININ DİĞER BAZI GÖREVLERİ
Savcının görevleri, şüphesiz bunlarla sınırlı değildir. Cumhuriyet savcısının
CMK çerçevesinde, gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamasında yürütmek
zorunda olduğu bazı görevleri daha vardır.
Savcının önemli görevlerine ilgili başlıklar
altında değinilmiş olduğundan, burada diğer görevlerini başlıklar altında
belirtmek yeterli olacaktır. Bunlar daha çok, aslında savcının yetkileridir. Bu
çerçevede, soruşturma aşamasında bilirkişi atanması (m.63); bilirkişinin reddi
(m. 36); gözlem altına alma (m. 74, 76); beden muayenesi ve vücuttan örnek alma
(m. 75, 76); fizik kimliğin tespiti (m. 81); keşif (m. 83); yer gösterme (m.
85); otopsi (m. 87); zehirlenme şüphesi üzerine yapılacak incelemeye hekimin
katılmasına karar verme (m.89); zorla getirme (m. 146); yargılama sırasında
doğrudan soru yöneltme (çapraz sorgu) (m. 232)
V- DİĞER BAZI ÜLKELERDEKİ SAVCILIK KURUMU
Savcılık, daha önceden de belirtildiği üzere,
ceza yargılamasında yeni sayılabilecek bir kurumdur. Savcılığın menşei, batı
hukukudur. Batı hukukundan dünyaya yayılan savcılık kurumu, her ülkede farklı
bir gelişim göstermiştir. Bugün ülkelerin ceza yargılaması sistemlerine
bakıldığında, savcılığın kuruluşu, işleyişi, görevleri gibi birçok bakımdan
farklılık arz ettiği görülmektedir. Hatta savcılığın ilk ortaya çıktığı Avrupa
ülkelerinde bile birbirinden çok farklı uygulamalar göze çarpmaktadır.
İncelememizin buraya kadarki bölümünde, savcılığın Türk Hukuku’ndaki
yeri anlatılmış olduğundan, burada yalnızca fikir vermesi açısından, diğer bazı
ülkelerdeki savcılık kurumundan kısaca bahsedilecektir.
A. Fransa
Savcılar,
Fransa’da da, Cumhuriyet savcısı olarak isimlendirilmişlerdir.
Savcılar, hukuk fakültesini bitirenlere uygulanacak bir sınav ile; adli ya da
hizmetlerinde belli süre çalışanlar arasından da yarışma yoluyla seçilenler,
Bordeaux Ulusal Hakim Savcı Okulu’na kabul edilirler. Burada eğitimini ve
stajını başarıyla tamamlayanlar arasından Adalet Bakanının önerisiyle
Cumhurbaşkanınca atama yapılır.Savcılık
teşkilatının başında adalet bakanı bulunur. Savcılık, adliyenin bir parçasıdır
ve savcılar, hakimler ile aynı eğitime tâbidirler. Her mahkeme çevresinde bir
savcılık örgütü kurulur. Fransız sisteminde hakimler ve savcıların kariyerde yer
değiştirmeleri de mümkündür.Adalet bakanının, savcıya, dava açma emri verme
yetkisi vardır. Bakan, savcılara genelge gönderebilir. Savcı, bazı önemli
davaları İstinaf Mahkemesi Başsavcısına bildirmek ve işlerin durumuyla ilgili
aylık raporlar sunmak zorundadır.
Fransız Hukuku’nda savcı, bir taraf değildir.
Savcı, koruma tedbirlerine başvuramaz. Savcının görevi yalnızca kamu davası
açılmasının gerekip-gerekmediğidir, denebilir. Kamu davasının açılması konusunda
ise, maslahata uygunluk prensibi benimsenmiştir.
B.
Almanya
Federal bir devlet yapısının olduğu Almanya’da hem eyalet
savcılıkları hem de federal bir savcılık teşkilatının kurulması kabul edilmiştir.
Adalet Bakanı, savcılık teşkilatının başındadır. Bundan sonra başsavcı
gelmektedir. Almanya’da savcılık kurumunda bir hiyerarşi bulunduğunu söylemek
mümkündür. Eyalet savcıları, başsavcının ve federal savcıların bir temsilcisi
durumundadırlar. Başsavcı ile federal savcılar, eyalet savcıları üzerinde bazı
yetkilere sahiptirler. Örneğin, bunların görev yerlerini değiştirebilir, iş
dağılımını düzenleyebilir ya da bazı işleri kendi üzerlerine alabilirler.
Almanya’da savcıların siyasi ajan sıfatına sahip olmaları, bazı
tartışmalara yol açmaktadır.Alman
Hukuku’nda savcı, taraf olarak kabul edilmemektedir.
Bu nedenle savcı, reddedilemez.
C.
Danimarka
Danimarka’da mahkeme yanında kurulmuş savcılıklara
ilaveten, önemli bazı davalara bakan bir merkezi savcılık örgütü bulunmaktadır.
Danimarka’da ayrıca, savcıyı kovuşturmanın ilk aşamalarında temsil eden
polis avukatlar bulunmaktadır.
Bunlar, bazı basit suçlarda kamu davası da açabilmektedirler.
D.
Hollanda
Savcılık
teşkilatının başında adalet bakanı bulunur. Savcılık, adli bir makamdır.
Hollanda Hukuku’nda savcı, Alman ve Fransız sistemlerinde olduğu gibi, taraf
olarak kabul edilmemektedir.
E.
Avusturya
Savcılık teşkilatının başında adalet bakanı bulunur.
Savcılar, önemli davalar hakkında, Adalet Bakanına rapor vermek zorundadırlar.
Başsavcıların da, diğer savcılara emir ve talimat verme yetkileri vardır.
Savcıların atanmaları konusunda bir kurulun bulunmadığı Avusturya’da, Adalet
Bakanı, kamuya açık olarak yapacağı bir çağrı ile savcı temsilcilerinin
bulunduğu bir kurulun önerilerini alarak, adayları Bakanlar Kuruluna önerir.
Cumhurbaşkanı da, Bakanlar Kurulunun önerdiği adaylar arasından atama yapar.
Avusturya’da hakimler ve savcılar, Fransa’da ve bizim sistemimizde olduğu gibi,
ortak bir eğitimden geçmekte ve aynı sınava tâbi tutulmaktadırlar. Bunun sonucu
olarak da, meslekler arası geçiş mümkündür.Avusturya Hukuku, savcıyı taraf
olarak kabul eder.
Kovuşturma görevi ise, hakim ile savcı arasında bölüştürülmüştür. Savcı, kendisi
delil toplayamamakta, mahkemeden delil toplanmasını talep etmektedir. Kovuşturma
aşamasında koruma tedbirlerine karar verme yetkisi hakime, bunları talep etme
yetkisi ise savcıya aittir.
F.
İtalya
Savcılık, mahkemeler yanında örgütlenmiş olup, yürütmeye
değil, yargı organına bağlıdır. İtalyan sisteminde de savcılık, bir adli
organdır. Kurumun başında başsavcı bulunur. Bu başsavcının atamasını Yüksek
Hakimler Kurulu yapar. İtalya’da savcılar aynı zamanda hakim statüsündedirler ve
çeşitli özlük hakları bakımından bu kurula bağlıdırlar.
Yeni ceza sisteminde savcılık, bir taraf olarak kabul edilmiştir.
G. Diğer Bazı Ülkeler
İngiltere’de savcılık makamı, işleyiş yönünden tümüyle
bağımsız olmakla birlikte, iktidara bağlıdır. Savcılık teşkilatının başı,
kraliçenin ve hükümetin hukuk danışmanı olan başsavcıdır. Bu başsavcı da
bağımsız olan bir siyasi ajandır.
İngiliz Hukuku’nda savcı, bir taraftır. Keza, İngiliz sistemine yakın olan
İskoçya’da da savcılık, yürütme organına bağlanmıştır. Yine savcı, İngiliz
sistemindeki gibi, bir taraftır.İsviçre’de savcılık, adliyenin bir parçasıdır.
Norveç’te savcılık teşkilatının başında kral bulunur.
İspanya’da ise, teşkilatın başı, Adalet Bakanıdır.Belçika’da federal bir yapı
olduğundan, Yargıtay Başsavcılığı yanında, belli bazı suçları kovuşturmak için
bir de Federal Savcılık teşkilatı kurulmuştur. Belçika’da savcılar, yapılan bir
dil sınavını başaran avukatlar arasından atanır. Belçika’daki sistem, sorgu
hakiminin oluşu, kısmen maslahata uygunluk ilkesinin getirilmesi gibi bazı
hususlar bakımından, Fransız sistemine benzemektedir.Finlandiya’da
savcılık, anayasal bazı düzenlemelere sahiptir. Burada Cumhurbaşkanı tarafından
atanan bir Genel Savcı bulunur. Genel Savcı, kamu davası açma
konusunda, diğer savcılara emir verebilir. Ancak, bunun tersi, yani dava açmama
emri vermesi söz konusu değildir. Ayrıca Genel Savcı, dilediği dosyayı savcıdan
alarak, kendisi takip edebilir ya da bir başka savcıya verebilir. Finlandiya’da
savcıların gerek yapısal gerek işlevsel olarak bağımsız olduğunu söylemek
mümkündür. Aynı zamanda Finlandiya’da savcı, bir taraftır. Savcının, soruşturma
aşamasında yetkili organ olduğunu söylemek ise mümkün değildir. Bu işleri polis
yürütür ve savcı, bu kişilerle işbirliği içinde olur. Finlandiya’da, maslahata
uygunluk ilkesinin benimsendiği söylenebilir. Ayrıca, bizim CMK sistemimize
alınmayan şahsi davacılık kurumu, Finlandiya’da mevcuttur.Macaristan’da
savcılık, sosyalist dönemden bir miras olarak, yalnızca parlamentoya karşı
sorumlu olan bir organdır. Başsavcının atamasını, Cumhur