Sanal Hukuk Sitesi Hukuk Forumları Paylaşım Alanı Buraya Tıklayarak Sitemize Ücretsiz Üye Olabilirsiniz. Her türlü Hukuki Sorununuza çözüm bulmak için Hukuki Forumlar, Güncel Hukuk Haberleri, Her türlü güncel hukuki mevzuat, Yargıtay ve Danışatay İçtihatları ve daha fazlası    
Menü
Anket
Ergenekon operasyonunda sonuna kadar gidilebilecek mi yoksa Susurluk gibi üstü kapatılacak mı?

Sonuna kadar gidileceğine inanıyorum
Bir müddet sonra olayın üstü kapatılacaktır



Sonuçlar

Toplam Oy: 441 |Yorum: 1
Köşe Yazıları

SAVCILIK MAKAMI ve ÖZEL OLARAK CMK’YA GÖRE SAVCILIK


KIDEM TAZMİNATI UYGULAMASINDA BİR DEĞİŞİKLİK YOK


Şirket ortağı SSK'lı olabilir mi'


Kat Mülkiyeti Kanunundaki değişiklikler ile gelen önemli yeniliklerin incelenmesi

Hava Durumu
Sanal Hukuk Bürosu & YARGI.NET :: Başlığı Görüntüle - Vekalet Sözleşmesi karşılıklı güven ilişkisine dayanır
Sanal Hukuk Bürosu & YARGI.NET Forum Ana Sayfası SSS Giriş
Information Vekalet Sözleşmesi karşılıklı güven ilişkisine dayanır

Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder
   Sanal Hukuk Bürosu & YARGI.NET Forum Ana Sayfası -> Yargıtay Kararları -> Borçlar Hukuku İle İlgili Kararlar   
Önceki başlık :: Sonraki başlık
YazarMesaj
SHB
Yönetici
Yönetici


Kayıt: Oct 08, 2004
Mesajlar: 765
Nereden: ANKARA

Mesaj konusu: Vekalet Sözleşmesi karşılıklı güven ilişkisine dayanır Alıntıyla Cevap Ver

T.C
YARGITAY
1.HUKUK DAİRESİ


Esas:2005/14912
Karar:2005/715

ÖZET:
Vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.

YARGITAY İLAMI

Taraflar arasında görülen davada;
Davacılar,miras bırakan adına kayıtlı tapulu taşınmazlarda adlarına intikal işlemi yaptırmak üzere davalının annesini vekil tayin ettiklerini,ancak vekilin vekalet görevini kötüye kullanarak intikal edecek miras paylarını davalıya satış vaadi sözleşmesiyle sattığını,taşınmazlarda sonradan kadastro tesbiti yapıldığını,taraf olmadıkları davalarda davalının bu satış vaadi sözleşmesine dayanarak adına hükmen tescillerini sağladığını ileri sürerek gayrimenkul sözleşmesinin iptali ile tapu iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır.
Davalı, davacıların miras bırakandan intikal eden paylarını erkek kardeşlerine sattıklarını,ancak dava konusu taşınmazların orman sınırları içine alınması nedeniyle tescil işlemi yapılamadığından ileri de devrin gerçekleşmesini temin amacıyla vekaletname verdiklerini,davacıların satış vaadi sözleşmesinden haberdar olduklarını,zamanaşımı süresinin dolduğunu,kendi adına oluşan hükmen tescil kararında zilyetliğinin gerekçe yapıldığını,kadastroda da taşınmazların zilyetliğinde olduğunun belirtilmiş olduğunu,tapu iptali istenen taşınmazların hazine adına kayıtlı olması nedeniyle husumet itirazı bulunduğunu bildirerek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece,satış vaadi sözleşmesinin iptali ile ilgili davanın zamanaşımı yönünden tapu iptali ve tescil davasının husumet yönünden reddine karar verilmiştir.
Karar,davacılar vekili tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla;Tetkik Hakimi raporu okundu,düşüncesi alındı.Dosya incelendi gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, vekalet görevinin kötüye kullanılarak satış vaadinde bulunulduğu iddiasıyla sözleşmenin iptali ile tapu sicil kaydının iptal ve tescili isteğine ilişkindir.
Mahkemece,davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden;davacıların dava dilekçesinde belirttikleri taşınmazların kadastro sonucu hükmen 11 ve 5 parsel sayısıyla hazine adına tapuya tescil edildiğine göre, mahkemece iptal ve tescil davasının husumet yokluğu nedeniyle reddedilmesinde bir isabetsizlik yoktur.Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerinde değildir.Reddine.
Satış vaadi sözleşmesinin iptali istemine gelince;bu sözleşmenin 28.3.1989 tarihli vekaletnameye dayalı olarak 30.3.1989 tarihinde yapıldığı anlaşılmıştır.
Bilindiği üzere; Borçlar Kanununun temsil ve vekalet bağıtını düzenleyen hükümlerine göre, vekalet sözleşmesi büyük ölçüde tarafların karşılıklı güvenine dayanır. Vekilin borçlarının çoğu bu güven unsurundan, onun vekil edenin yararına ve iradesine uygun davranış yükümlülüğünden doğar.
Borçlar Kanununda sadakat ve özen borcu, vekilin vekil edene karşı en önde gelen borcu kabul edilmiş ve 390/2 maddesinde "vekil, müvekkiline karşı vekaleti hüsnüniyetle ifa ile mükelleftir..." hükmüne yer verilmiştir. Bu itibarla vekil, vekil edenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü altındadır. Sözleşmede vekaletin nasıl yerine getirileceği hakkında açık bir hüküm bulunmasa veya yapılan işlem dış temsil yetkisinin sınırları içerisinde kalsa dahi vekilin bu yükümlülüğü daima mevcuttur. Hatta malik tarafından vekilin bir taşınmazın satışında, dilediği bedelle dilediği kimseye satış yapabileceği şeklinde yetkili kılınması, satacağı kimseyi dahi belirtmesi,ona dürüstlük kuralını, sadakat ve özen borcunu gözardı etmek suretiyle, makul sayılacak ölçüler dışına çıkarak satış yapma hakkını vermez. Vekil edenin yararı ile bağdaşmayacak bir eylem veya işlem yapan vekil değinilen maddenin birinci fıkrası uyarınca sorumlu olur. Öte yandan, vekil ile sözleşme yapan kişi Medeni Kanunun 3. maddesi anlamında iyi niyetli ise yani vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşme geçerlidir ve vekil edeni bağlar. Vekil vekalet görevini kötüye kullansa dahi bu husus vekil ile vekalet eden arasında bir iç sorun olarak kalır, vekil ile sözleşme yapan kişinin kazandığı haklara etkili olamaz.
Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise veya kötü niyetli olup vekilin vekalet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, Medeni Kanunun 2. maddesinde yazılı dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hakim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötü niyeti teşvik etmek en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötü niyet korunmamış daima mahkum edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır.
Vekalet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası ile açılan davalarda kural olarak zamanaşımı söz konusu olamaz.
Hal böyle olunca,işin esası incelenerek sonucuna göre bir hüküm kurulması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle yazılı biçimde karar verilmesi doğru değildir.Davacıların bu yöne değinen temyiz itirazları yerindedir.Kabulüyle hükmün açıklanan nedenden ötürü H.U.M.K.'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA,alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine,2.2.2005 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
_________________
Teşekkürlerinizi sol menüdeki "Ziyaretçi Defteri" sayfamıza ekleyebilirsiniz.
MesajTarih:
12 Oca 2008, Cmt 6:01 pm
Top of PageKullanıcı profilini görÖzel mesaj gönderKullanıcının web sitesini ziyaret etYahoo MessengerMSN Messenger
Mesajları göster:   
Tüm saatler GMT + 3 Saat
Yeni Başlık Gönder Cevap Gönder
   Sanal Hukuk Bürosu & YARGI.NET Forum Ana Sayfası -> Yargıtay Kararları -> Borçlar Hukuku İle İlgili Kararlar  

Forum Seçin:  
Key
  Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız

Düzenlemeler SHB Her Hakkı Saklıdır © 2004, 2007 SHB
Copyright © 2004 - 2007, SanalHukukBurosu & YARGI.NET , Her hakki saklidir. En iyi Görüntüyü Internet Explorer 5.0 veya üzeri sürümler ile 1024x768 ekran çözünürlügünde alabilirsiniz.
WebSite engine code is © copyright by PHP-Nuke.(by PHP Nuke.org. All Rights Reserved) PHP--Nuke is a free software released under the GNU/GPL

Sayfa Üretimi: 0.12 Saniye
Kanunlar - Tüzükler - Yönetmelikler - Kanun Hükmünde Kararnameler
Sanal Hukuk BürosuSite MapForum Tags