Sayın SHB.......
Men_i müdahale dilekçesi vererek dört kişi hakkında şikayetçi olduk.Cumhuriyet Savcılığı bu kişilerin ifadelerini almış.Bundan sonra hangi aşamalar olacaktır.Prosödür nasıl işleyecektir.Şimdiden teşekkür ederim.
Tarih:
04 Arl 2007, Sal 12:39 am
SHB Yönetici
Kayıt: Oct 08, 2004 Mesajlar: 764
Nereden: ANKARA
Mesaj konusu:
Yetkili Mahkeme: Taşınmazın Bulunduğu yer mahkemesi(HUMK.m.13)
Görevli Mahkeme: Arazinin ve yapının dava günündeki değerine göre belirlenir
Davacı: Arsa sahibi( sınırlı ayni hak sahiplerinde bu davayı açabileceği ileri sürülüyor.)
Davalı: İnşaatı yapan kişi
Davanın şartları:
a. Arsa sahibinin rızası olmaması
b. Aşırı zarar doğacak olmaması
Dava açma süresi : Herhangi bir süre söz konusu değildir.
İÇTİHAT:
T.C.
YARGITAY
1. HUKUK DAİRESİ
E. 2004/1704
K. 2004/4607
T. 20.4.2004
• ELATMANIN ÖNLENMESİ VE ECRİMİSİL TALEBİ ( Davalıların Husumet İtirazı - İnşaatın Kim Tarafından Yapıldığının Tesbiti )
• HUSUMET İTİRAZI ( Elatmanın Önlenmesi Davasına Konu İnşaatın Kim Tarafından yapıldığının Tesbiti )
• HAKSIZ İNŞAAT SURETİYLE VAKİ ELATMANIN ÖNLENMESİ TALEBİ ( Davalıların Husumet İtirazı - İnşaatı Yapanların Tesbiti )
• İNŞAATI YAPANLARIN TESBİTİ ( Haksız İnşaat Suretiyle Vaki Elatmanın Önlenmesi Davasında Husumet İtirazı )
• MÜDAHALENİN MEN'İ VE YIKIM TALEBİ ( Davalıların Husumet İtirazı - Haksız İnşaatın Kim Tarafından Yapıldığının Tesbiti )
4721/m.722/3
1086/m.38
ÖZET ava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir. Davalılar bu yerle bir ilgileri bulunmadığını savunmuşlardır. Elatmanın önlenmesi davaları, haksız eylem niteliğinde olup, anılan davaların bu eylemi yapanlar aleyhine yöneltilmesi ve subutu halinde de anılan kişiler bakımından hüküm kurulması asıldır. Oysa dosyada idarece tutulan tarihsiz işgal tutanağı dışında, subuta yönelik bir kanıt mevcut değildir. Hal böyle olunca, davacı ve davalılara iddia ve savunma delillerini sunmak üzere yeniden mehil verilmesi, elatma olgusunun kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğinin açıkça belirlenmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
DAVA : Taraflar arasında görülen davada; Davacı vekili, Vakıflar İdaresi adına kayıtlı 40 parsel sayılı taşınmazın bir kısmını davalıların bahçe ve bina olarak kullandıklarını, işgallerinin hiçbir hukuki sebebe dayanmadığını ileri sürerek, elatmanın önlenmesi yıkım ve ecrimisil isteğine bulunmuştur.
Davalılar, işgal edilen yerle ilgileri olmadığını bildirmişler davanın reddini savunmuşlardır.
Mahkemece, davacı iddiası sabit görülerek elatmanın önlenmesi ve yıkım isteğinin kabulüne, ecrimisilin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde duruşmalı olarak temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.4.2004 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden Nedim Marangoz vs. vekili Av.Adem Kağıtcı ile yine temyiz eden Vakıflar İdaresi vekili avukat Serra Yurdakul geldiler, duruşmaya başlandı, süresinde verilen ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı bilahare Tetkik Hakimi Ülkü Akdoğan tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü.
KARAR : Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi, yıkım ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; 40 parsel sayılı taşınmazın kayden Vakıflar İdaresine ait olduğu, bu yerde temel tabye betonu atılmış, natamam çekişme konusu 2 inşaatın mevcut olduğu anlaşılmaktadır.
Davacı, bu inşaatların davalılar tarafından yapıldığını ileri sürmüş, iddiasının dayanağı olarak idarece tutulan tarihsiz işgal tutanağına dayanmıştır.
Davalılar bu yerle bir ilgileri bulunmadığını savunmuşlardır.
Elatmanın önlenmesi davaları, haksız eylem niteliğinde olup, anılan davaların bu eylemi yapanlar aleyhine yöneltilmesi ve subutu halinde de anılan kişiler bakımından hüküm kurulması asıldır. Oysa dosyada yukarıda değinilen tutanak dışında subuta yönelik bir kanıt mevcut değildir.
Hal böyle olunca, davacı ve davalılara iddia ve savunma delillerini sunmak üzere yeniden mehil verilmesi, elatma olgusunun kim yada kimler tarafından gerçekleştirildiğinin açıkça belirlenmesi ve ondan sonra bir karar verilmesi gerekirken eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.
SONUÇ : Tarafların temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle hükmün yukarıda açıklanan nedenlerden ötürü HUMK.nun 428. maddesi gereğince BOZULMASINA, peşin alınan harcın temyiz edene geri verilmesine, 20.4.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
ÖZET : 1- Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının duvar yaptığı yerin vekil edenine baba ecdadından kaldığını, buraya taş duvar örmek suretiyle müdahale ettiğini, aynı zamanda geçiş yolunu daralttığını açıklamak suretiyle müdahalenin önlenmesi ve kal isteğinde bulunmuştur. Gerek davacı tarafın açıklamaları ve gerekse davalının yargılama tutanağına geçen beyanlarına göre, uyuşmazlık ayni hakka dayalı olup, TMK.nun 682 ( MK.nun 618 ). maddesi çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Her ne kadar keşif yapılmamış ve delil toplanmamış ise de, taş duvar örülen yerin taraflar dışında üçüncü şahıslarla bir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Bu bakımdan davanın TMK.nun 981. ve devamı maddelerinde öngörülen "zilyetliğin korunması" davası olarak nitelendirilerek görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olması doğru değildir.
2- 4721 sayılı TMK.nun 713/5 fıkrasının sön cümlesinde; "mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur" hükmü karşısında 04.12.1998 tarih ve 4/3 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararının geçerliliği kalmamıştır.
(4721 s. kanun m. 682, 683, 713/5, 981)
K. K. ile D. K. aralarındaki elatmanın önlenmesi davasının görev yönünden reddine dair Sarız Asliye Hukuk Hakimliğinden verilen 17.03.2004 gün ve 72/39 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresinde istenilmiş olmakla, dosya incelendi, gereği düşünüldü:
Davacı vekili, dava dilekçesinde mevkii ve sınırlarını açıkladığı taşınmaza ve gelip geçmekte olduğu yola davalının yaptığı müdahalenin önlenmesine, duvarın kal'ine karar verilmesini istemiştir.
Davalı D. K. 11.09.2003 tarihli yargılama oturumunda "davayı kabul etmediğini, çekişme konusu duvarın tamamının kendi arazisinde kaldığını herhangi bir tecavüzünün söz konusu olmadığını, belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur.
Mahkemece, "TMK.nun 705. maddesi gereğince mülkiyetin, ancak tescille doğabileceğini, Tapu Sicil Müdürlüğü'nden gelen yazıya göre taşınmaz tapusuz olup, mülkiyetin korunmasından ziyade davanın zilyetliğin korunması davası olduğunu, 04.12.1998 tarih 4/3 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararı uyarınca, mülkiyet hakkının tescil kararının kesinleşmesinden sonra doğabileceğini" gerekçe göstermek suretiyle dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmesi üzerine; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece; gösterilen gerekçeye katılmak mümkün değildir. Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının duvar yaptığı yerin vekil edenine baba ecdadından kaldığını, buraya taş duvar örmek suretiyle müdahale ettiğini, aynı zamanda geçiş yolunu daralttığını açıklamak suretiyle müdahalenin önlenmesi ve kal isteğinde bulunmuştur. Gerek davacı tarafın açıklamaları ve gerekse davalının yargılama tutanağına geçen beyanlarına göre, uyuşmazlık ayni hakka dayalı olup, TMK.nun 682 ( MK.nun 618 ). maddesi çerçevesinde çözümlenmesi gerekir. Her ne kadar keşif yapılmamış ve delil toplanmamış ise de, taş duvar örülen yerin taraflar dışında üçüncü şahıslarla bir ilgisinin bulunmadığı açıktır. Bu bakımdan davanın TMK.nun 981. ve devamı maddelerinde öngörülen "zilyetliğin korunması" davası olarak nitelendirilerek görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiş olması doğru değildir. TMK.nun 683. maddesi uyarınca iddia ve savunma doğrultusunda taraf delillerinin toplanması, bu konuda delillerini sunmaları için taraflara süre ve imkan tanınması, ondan sonra toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın görev yönünden reddine karar verilmiş bulunması usul ve kanuna aykırıdır.
Kabul şekline göre de; 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı TMK.nun 713/5 fıkrasının sön cümlesinde; "mülkiyet, birinci fıkrada öngörülen koşulların gerçekleştiği anda kazanılmış olur" hükmü karşısında mahkemenin kararında açıkladığı 04.12.1998 tarih ve 4/3 sayılı Yargıtay İçtihatı Birleştirme kararının geçerliliği kalmamıştır.
SONUÇ : Davacı vekilinin temyiz itirazları bu bakımdan yerinde olduğundan kabulü ile yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle HUMK.nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA ve 10.100.000.- lira peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine 16.06.2004 tarihinde oybirliğiyle karar verildi. _________________ Teşekkürlerinizi sol menüdeki "Ziyaretçi Defteri" sayfamıza ekleyebilirsiniz.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız